23.05.2007

DERİNİ KANIRTIR YAZDIKLARIM

"Sen evinde oturmuş haşlanmış patatesleri soyarken, Tokyo'da iki adam sevişiyor, Columbia'da öğrenciler katlediliyor, Londra'da akşam yemeği saati. Olaylar biribirine sadece anlarla bağlanıyor. Kimse zamanın hayatımız üzerindeki arsız hükmünü kabullenmek istemiyor.
Farkında değilsin! Ne yaşamak istediğin geleceğin, ne de kaybolmaya kabuk başlamış hayallerin. Bedenin tesadüfen yokuştan yuvarlanmaya başlıyor. Bir araba kazası, köpeğin intiharı, yarışlarda kaybettiğin maaşın, mutsuzluğun başlangıcı. Dibini göremediğin denizlerde yüzmekten korkuyorsun.
Susma, vazgeç, eski sevgilini unut! İnatlaşmak kimseyi hayata bağlamıyor.
Seçim yap! Karmaşayı, içkiyi, seni bekleyen kadını, taburedeki orospuyu, binanın on sekizinci katını, manzaralı yatak odasını... Artık olası yaşamdan tükenene geç!
Kolay değil biliyorum, sinsi zaman oyalanıyor. Sen yüksek mertebe flört dönemindeyken, o başka bir oyuncak buluyor. Artık onunla yaşayamayacağını kabullenip, ona rağmen var olmayı deneme vakti. Herşey güzel olacak." GUILLERMO ARRIAGA

10.05.2007

PINK FLOYD - THE WALL LE FILM 95'MN

Yönetmen: Alan Parker
Senaryo: Roger Waters
Görüntü Yönetmeni: Peter Biziou
Müzik: Roger Waters, David Gilmour
Tür: Dram
Yapım: 1982, İngiltere, 95 dk.
Oyuncular: Bob Geldof (Pink), Christine Hargreaves (Pink'in Annesi), James Laurenson (Pink'in Babası), Eleanor David (Pink'in Karısı), Kevin McKeon (Genç Pink), David Bingham (Çocuk Pink), Alex McAvoy (Öğretmen), Bob Hoskins (Menajer)


THE WALL le film 95' Mn

6.05.2007

AŞKIN METAFİZİĞİ'nden


"Hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi önemli şeylerde de, sürekli yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu. Kimi zaman umut, kimi zaman da umulan şey aldatıyor bizi. Bir eliyle verdiğini öteki eliyle alıyor. Uzaklığın büyüsü cennetler gösteriyor bize. Ama büyülenir büyülenmez, bu cennetin uçup gittiğini görüyoruz. Demek ki mutluluk ya gelecekte ya da geçmişte; şimdiki an güneşli ovanın üzerinde dolaşan bir küçük buluta benziyor; önü arkası pırıl pırıl bu bulutun; ovaya yalnız onun gölgesi düşüyor. " Arthur Schopenhauer